Reklam
Reklam
Reklam

Unutulmaz Bir Duruşun Ardından

Gidenler hep kayıptır. Bazen bu kayıp bir gündem maddesi olur, bazen bir cami avlusunda cenaze töreniyle anlam kazanır. Bazen bir haber bülteninde birkaç saniyelik başsağlığı ile geçer, bazen de bir dost meclisinde uzun uzun konuşulup hatırlanır. Ama her durumda, içimizde bir yerlerde sessizce duyduğumuz o tanıdık sızı kalır. Kaybın acısı, her birimizde farklı bir yankı uyandırır ama hepimizin içinde aynı boşluğu yaratır.

Unutulmaz Bir Duruşun Ardından
Psikolog Merve Yalçın
Yayınlanma

08:33 - 05 Mayıs 2025

Güncelleme

10:25 - 05 Mayıs 2025

Okuma Süresi

4 dakika

Gidenler hep kayıptır. Bazen bu kayıp bir gündem maddesi olur, bazen bir cami avlusunda cenaze töreniyle anlam kazanır. Bazen bir haber bülteninde birkaç saniyelik başsağlığı ile geçer, bazen de bir dost meclisinde uzun uzun konuşulup hatırlanır. Ama her durumda, içimizde bir yerlerde sessizce duyduğumuz o tanıdık sızı kalır. Kaybın acısı, her birimizde farklı bir yankı uyandırır ama hepimizin içinde aynı boşluğu yaratır.

Bugün de böyle bir vedanın eşiğindeyiz. Sevgili Sırrı Süreyya Önder —hepimizin dilinde kısaca ve sevgiyle andığımız “Sırrı Abi”— artık aramızda değil. Onu sadece meclis kürsüsünden, miting meydanlarından ya da sinema salonlarından tanımıyoruz. O, yalnızca bir politikacı değil, her milletten, her kimlikten insanın ortak sevgisini kazanmış bir barış elçisiydi. Onun adı, yalnızca ailesine değil, koca bir ülkeye başsağlığı dileten bir isim haline geldi. Hepimizin yüreğine düşen bir eksiklik, bir boşluk var şimdi. Onu kaybetmek, sadece bir insanı kaybetmek değil; ülke olarak, bir dönemin ve bir duruşun kaybıdır aynı zamanda.

Sevgili okurlar, yas yalnızca kayıpların ardından gelen gözyaşı değildir. Yas, hayatla aramızdaki bağları gözden geçirdiğimiz, geride bıraktıklarımızı ve içimizde kalanları yokladığımız derin bir içsel süreçtir. Sırrı Süreyya Önder, bir söyleşisinde şöyle demişti: “Acının dili birdir, merhemi de vicdandır.” Ne kadar doğru… Her yas, aslında iki şeyi öğretir: Acının birleştirici gücü ve geride bırakanın bizde bıraktığı izler. O izler, zamanla daha derin bir anlam taşır; bir insanın dünyaya kattığı değerler, söyledikleri, tavırları ve duruşuyla şekillenir.

Böylesi kayıplarda, bir ülke olarak ortak bir duyguda buluşuruz. Belki Sırrı Abi’nin mizahi üslubunu, dokunaklı cümlelerini, barışı önceleyen inancını konuşuruz. Belki de onun söylediği gibi, hayatın “birbirini anlamaktan başka çıkar yolu olmadığını” yeniden hatırlayıp, insanlığımızı sorgularız. O, bize ne kadar derin ve çok boyutlu bir insanlık dersini sundu; sadece politik duruşuyla değil, insanlık hallerini sahici bir şekilde yansıtan sözleriyle de.

Yas tutmak; durmak, düşünmek ve anlamak demektir. Bir kaybın ardından, kendimize de dönüp şu soruyu sormaktır: “Ben geride ne bırakıyorum? Ve hayattayken kime ne söyleyebildim?” Bu, yaşamın kıymetini hatırlatır. Her kayıp, bize ne kadar yaşadığımızı ve ne kadar iz bıraktığımızı sorgulatır. Geride kalanların hatıraları, onlar adına bir şeyler söyleyebilmek, bir şeyler bırakabilmek ise, yaşamın en önemli sorularındandır.

Sırrı Süreyya Önder’in hem politik hem insani duruşu bize gösterdi ki, asıl mesele ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimizdir. Barışı, mizahı, merhameti, adaleti aynı cümlede buluşturabilmek, büyük bir insani beceridir. O, bu beceriyi tüm hayatına yansıtmış bir insandı. Bugün onu anarken, bu becerinin ne kadar kıymetli olduğunu daha derinden hissediyoruz. Zira, bir insanın nasıl yaşadığı ve söylediği, sonrasında geriye bırakacağı izlerin gücünü de belirler.

Gidenler hep kayıptır. Ama bazen kayıplar, bizi insan yapan en derin yerlerle yeniden buluşturur. Bazen acının içinde, bazen de geride bırakılan hatıralarda. Sırrı Süreyya Önder’i anarken, aslında kaybın değil, insan olmanın en değerli yönlerine de dokunuyoruz. O, hayatımıza dokundu ve geriye kalan izlerle, biz de bir adım daha insanlaştık.


Bir Yorum Ekle

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam