Reklam
Reklam
Reklam

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR!..

  Bayram yaklaşırken yine aynı cümleyi duymaya başlıyoruz: “Nerede o eski bayramlar?” Büyüklerimiz eski bayramların ne kadar güzel olduğunu anlatırken, biz de çocukluğumuzun bayram sabahlarını, şeker dolu ceplerimizi, büyük sofraları hatırlıyoruz. Ama asıl mesele şu: Gerçekten eski bayramları mı özlüyoruz, yoksa o günlere yüklediğimiz duyguları mı? Bayram dediğimiz şey, sadece takvimde belirli günler değil. Bayram, […]

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR!..
Psikolog Merve Yalçın
Yayınlanma

12:01 - 29 Mart 2025

Güncelleme

12:01 - 29 Mart 2025

Okuma Süresi

3 dakika

 

Bayram yaklaşırken yine aynı cümleyi duymaya başlıyoruz: “Nerede o eski bayramlar?” Büyüklerimiz eski bayramların ne kadar güzel olduğunu anlatırken, biz de çocukluğumuzun bayram sabahlarını, şeker dolu ceplerimizi, büyük sofraları hatırlıyoruz. Ama asıl mesele şu: Gerçekten eski bayramları mı özlüyoruz, yoksa o günlere yüklediğimiz duyguları mı?

Bayram dediğimiz şey, sadece takvimde belirli günler değil. Bayram, insan ruhunun en temel ihtiyaçlarını besleyen bir ritüel aslında. Toplumsal bağları güçlendiren, paylaşımı büyüten, kalpleri yumuşatan özel zamanlar… Eski kırgınlıkların unutulduğu, insanların birbirine sarıldığı, affetmenin daha kolay olduğu bir fırsat. Ama modern hayat, bizden o kadar çok şey talep ediyor ki, artık bayramları eskisi gibi hissedemediğimizi düşünüyoruz.

Çocukken bayram demek; yeni kıyafetler, harçlıklar, bayram ziyaretleri ve tatlılar demekti. Şimdi ise çoğumuz için bayram, yoğun geçen bir yılın ardından biraz dinlenme fırsatı ya da trafiğe takılma endişesi anlamına geliyor. Ziyaret edilmesi gereken bir liste, yorgun düşen bir beden, tatil planlarıyla dolu bir zihin… Peki, bayram mı değişti, yoksa biz mi?

Beynimiz geçmişi hatırlarken her anıyı olduğu gibi saklamaz. Daha çok güzel anlara odaklanır, olumsuzları silikleştirir. Çocukken bayramları daha mutlu yaşamamızın sebebi, o günlerin kusursuz olması değildi. Biz, o zamanlar hayatı daha saf, daha coşkulu yaşayabiliyorduk. Sorumluluklarımız azdı, kaygılarımız yoktu, anı yaşamak daha kolaydı.

Ama işin güzel yanı şu: Duygularımızı sadece geçmişe aitmiş gibi görmek zorunda değiliz. Psikoloji bize, mutluluğun yalnızca dış koşullara bağlı olmadığını gösteriyor. Aynı olay, farklı anlamlarla yaşanabilir. Bayramın ruhunu eskiye özlem duyarak değil, bugüne yeni anlamlar yükleyerek hissedebiliriz.

Belki de mesele, eski bayramları geri getirmek değil, bugünün bayramını nasıl yaşayacağımıza karar vermekte. Çocuklar gibi saf bir heyecanla şeker toplamak zorunda değiliz ama sevdiklerimizle gerçekten zaman geçirebiliriz. Bayram mesajlarını sırf “görev” olsun diye atmak yerine, uzun zamandır konuşmadığımız birine içten bir mesaj gönderebiliriz. Bayram ziyaretlerini zorunluluk olarak görmek yerine, insanlarla bağ kurma fırsatı olarak değerlendirebiliriz.

Çünkü bayram, geçmişte yaşanıp biten bir şey değil. O, her seferinde yeniden inşa edilen bir duygu. Eski bayramları özlemle anarken, bugün de o sıcaklığa ulaşmanın yollarını arayabiliriz. Belki de bayramın ruhu, geçmişi tekrarlamakta değil, bugünde yeni anlamlar bulmakta gizlidir.

Sevgili okurlar, bazen eski bayramları özlerken, aslında özlediğimiz şey içimizdeki o eski huzur ve dinginliktir. Belki de geçmişin bayramları, daha güzel olduğu için değil, biz onları daha güzel görmeyi seçtiğimiz için özeldir. O halde, bugün de aynı farkındalığı geliştiremez miyiz? Bugünün bayramlarını da, içtenlikle, sevgiyle, affedicilikle yaşamak mümkün değil mi?


Bir Yorum Ekle

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam