Günlük hayatımızda siyasetle ilgilenmesek bile, o bizimle ilgileniyor.
Sabah haberleri açtığımızda, markette fiyatlara baktığımızda, bir arkadaş sohbetinde konu dönüp dolaşıp gündeme geldiğinde farkında olmadan siyasetin içinde buluyoruz kendimizi. Bir seçim dönemi geldiğinde, “Kime oy vereceksin?” sorusu çay sohbetlerinin değişmez konusu haline geliyor. Kimi zaman heyecanlanıyor, kimi zaman öfkeleniyor, kimi zaman da “Aman boş ver” diyoruz. Ama gerçekten geçip gidebiliyor muyuz?
Bir sabah uyanıyorsunuz ve yeni bir karar alınmış. Çalışma hayatınızı, eğitiminizi, hatta günlük yaşantınızı etkileyen bir karar. O an durup düşünüyorsunuz: Bu benim hayatımı nasıl değiştirecek? Siyaset, yalnızca belirli zamanlarda hatırlanan bir kavram değil, hayatın akışına yön veren, birey olarak bizim de içinde olduğumuz bir mekanizma. Kimi zaman belirsizlik yaratıyor, kimi zaman umut veriyor. Yeni bir proje açıklandığında “Güzel olabilir” diye düşünüyoruz. Bazen de değişen kurallarla planlarımızı gözden geçirmek zorunda kalıyoruz. Ancak günün sonunda hayat devam ediyor ve biz de bu akışın içinde kendimize bir yön buluyoruz.
Burada asıl önemli olan, siyasetin hayatımızdaki yerini doğru kavramak. Tamamen kayıtsız kalamayız ama her şeyin de bizden bağımsız olduğunu düşünmek doğru değil. Birey olarak yaptığımız seçimler, gösterdiğimiz tepkiler, katıldığımız tartışmalar hatta kimi zaman suskunluğumuz bile siyasetin bir parçası. Ancak dış dünyadaki gelişmeler karşısında ruh sağlığımızı koruyabilmek için dikkat etmemiz gereken bir nokta var: Odağımızı kaybetmemek.
Siyaset elbette hayatımızı etkiliyor, ancak bizim de hayatımızda etkileyebileceğimiz alanlar var. Günlük rutinlerimiz, kişisel hedeflerimiz, sevdiklerimizle geçirdiğimiz zaman… Bunlar da en az dış dünyadaki gelişmeler kadar önemli. Sürekli belirsizlik içinde olmak, değişimlere aşırı tepki vermek veya tam tersi hiçbir şeyi umursamamak psikolojik olarak yorucu olabilir. Çünkü insan, bir noktada kontrol duygusuna ihtiyaç duyar. Kontrol edemediğimiz şeylerin içinde kaybolmak yerine, değiştirebileceğimiz alanlara yönelmek bizi daha güçlü kılar.
Günlük hayatımızı tamamen dış etkenlerden soyutlamak mümkün olmasa da, hangi olaylara nasıl tepki vereceğimizi seçme hakkına sahibiz. Bir haber karşısında nasıl hissedeceğimizi, bir tartışmada hangi noktada duracağımızı, geleceğe nasıl bakacağımızı biz belirleriz. Kendimizi tamamen akışa bırakıp çaresizlik hissetmek de bir tercihtir, değişim sürecinde kendi duruşumuzu oluşturmak da. İşte tam bu noktada, hayatın içinde nerede durduğumuzu sorgulamak gerekir. Sevgili okurlar, değişimin içinde savrulmak mı, yoksa değişime yön verirken kendi dengenizi bulmak mı istersiniz? Cevabı ararken belki de en önemli soru budur.
