Psikolog Merve Yalçın
Zılgıtlarımız mutluluklarımızın en doruk noktasında kendine yer bulur. Ağıtlarımız ise kederlerimizin en derin zamanlarında bir haykırış olur ve gökyüzüyle buluşur. Her iki halde de kadınlarımız bu görevi tüm benlikleriyle üstlenirler. Erkeklerimizin ise böyle bir rolleri yoktur ve olmasını da istemezler.
Peki hiç düşündünüz mü, doğunun kadınları neden bu rolü üstlenirler. Neden düğünlerde zılgıtlarıyla, yaslarda ağıtlarıyla yer alırlar. Yürekten gelen bu ses yüksek bir ses tonuyla da birleşince sarsıcı ve dikkat çekici olabiliyor. Neden onların coşkuları da kederleri de böylesine sarsıcı olabiliyor? Buna cevabımız var elbette; hayatları boyunca susturulmuş ve söz hakkı verilmeyen kadınlarımız, ancak bu anlarda içlerindeki sessizliği dışa vurabiliyorlar. Ve biliyorlar ki, o anlarda kimse seslerine engel olamaz.
Biraz daha derine inelim sevgili okurlar. Kültürel kodlarımız, yıllarca “Kadın kısmı sessiz olur, kadın kısmı gülemez.” diye fısıldadı onlara. Evlerin içinde alçak sesle konuşan, kahkahasını yutkunarak içine atan, sevinci bile ölçülü yaşamak zorunda kalan kadınlardı… Onlar sustukça yükleri ağırlaştı, duyguları içlerine gömüldü. Oysaki insan ruhu yaratılışı gereği, sonsuza kadar bastırılmaya dayanamaz. İçinde biriken her duygu, bir noktada taşmak zorundadır. İşte doğunun düğünlerinde yankılanan o güçlü sesler, aslında bir çığlığın, bir isyanın, bir özgürleşme anının ifadesidir.
Psikoloji, bastırılmış duyguların zamanla nasıl bir yük haline geldiğini, insan ruhunda nasıl izler bıraktığını anlatır bize. Bir duygu ne kadar uzun süre dışa vurulmazsa, biriktiği yerde o kadar derin izler bırakır. Doğunun kadınları da, belki farkında bile olmadan, içlerinde biriktirdiklerini işte o anlarda serbest bırakıyorlar. Düğünlerde zılgıt atan kadın, sadece yeni bir hayatın coşkusunu yaşamıyor; belki de kendi yaşanmamış hayatına ağıt yakıyor. Belki de çocuk yaşta gelin olan annesinin, susturulmuş büyükannesinin, hayallerini bir odanın içinde terk eden halasının sesi oluyor.
Bu yüzden sesleri bu kadar yüksek, bu yüzden duyguları bu kadar güçlü onların. Çünkü susturulmuş her kelime, özgürleşmek için bir yol arar. Ve bazen, o yol bir düğünde yankılanan zılgıtta, bir cenazede yükselen ağıtta bulunur.
Bu sesler, sadece bir kültürel gelenek değil. Aynı zamanda, yıllardır süregelen bir sessizliğin yankısı, derinlere gömülen acıların ve umutların dışa vurumudur. Belki de en önemlisi, bir kadının var olduğunu, hissettiğini, yaşadığını dünyaya haykırışıdır.
Ve insan, en çok susturulduğu yerden haykırır.
