Ortadoğu tarih boyunca hep sıcak siyasetin, sosyal gelişmelerin, çatışmaların ve de ihanetlerin kavşak noktası olmuştur. Bu özelliğiyle, gün geçmiyor ki bir Ortadoğu ülkesinde baş döndürücü bir gelişme olmasın. Bu gelişmelerin son örneği Suriye olmuştur. Bu coğrafyada gelişmeler hem yoğun hem hızlı olabilmektedir. Yaşanan gelişmelerin bu şekilde olması hiç şüphesiz Ortadoğu’nun tarihsel, sosyal ve siyasi karakterinin bir yansımasıdır. Şimdi bu çerçeve kapsamında Suriye’de meydana gelen gelişmeleri değerlendirmek daha olanaklı ve daha anlaşılır olacaktır ki elbette.
Değerlendirmeler ışığında da Ortadoğu’nun kadim halklarından biri olan Kürtlerin konumu, ne yapmaları gerektiği, bu ülkede yaşanan gelişmeler Kürtler için bir fırsat mı yoksa kazanıma çevrilemeyecek bir imkan olarak tarihe mi gömülecektir sorularının cevapları ortaya koymaya çalışılacaktır.
Suriye’deki Gelişmeler Yılları Kapsar
Bir toplumsal veya ulusal sorunun çözümü için nesnel koşullar oluştuğu zaman elbette sürecin politik aktörlerinin işi daha kolaylaşmaktadır.
Bu tespiti yaptıktan sonra Suriye’de cereyan eden olaylar elbette son on iki yıldır devam eden iç savaşın bir sonucu olarak değerlendirmek mümkündür. İç savaş süreci boyunca rejime karşı muhalefetin hem direnişi hem gün geçtikçe örgütlülük gücü gelişti. Bu süreç kapsamında genel anlamda Kürtler bir yandan muhalif güç olarak belirirken diğer yandan Selefi anlayışlar da örgütlenerek rejime karşı kendini var etmek istedi.
Selefi örgütler HTŞ (Heyet-i Tahrir eş- Şam şeklinde birleşti sonraları ve rejimi deviren güç oldu. Diğer taraftan Özgür Suriye Ordusu, sonra Suriye Milli Ordusu adını aldı, rejime karşı sebatkar bir direniş anlayışı ile var olageldi.
Bu çerçeveden bakıldığı zaman bugün Suriye’de yaşanan gelişmeler öyle on iki gün değil de, yıllara gebe olan bir sürecin ürünü olarak değerlendirilmelidir.
Kürtlere Gelince…
Evet Kürtlere gelince bugün yaşanan gelişmeler onlar için politik imkan anlamında düşünülebilir. Suriye’de iç karışıklıklar baş gösterince sözüm ona bölgenin istikrarı adına ama neo-sömürgecilik anlayışı ile Küresel güçler aktif hale geldi. Bu kapsamda ABD ve Fransa, Suriye topraklarına girdi. Rusya ise Suriye ile olan savunma ve işbirliği antlaşmaları gereğince burada bulundu. Türkiye ise ulusal sınırlarının hassasiyeti ile Suriye’ye çeşitli zamanlarda askeri harekat düzenledi, bu coğrafyada bulunmak zorunda kaldı.
Yaşanan sürecin bir aşamasında Esat rejimi zayıfladı ve ülkenin tamamına egemen olma gücünü yitirdi. Bunun sonucunda bir politik boşluk oluştu. Doğan bu boşluğu PKK/YPG, Kürtler adına olduğunu savunarak, Suriye’nin kuzeyinde otorite tesis eden bir güç haline geldi. Sonra ABD, PKK/YPG’yi Türkiye’nin bütün ısrarına rağmen, “terörist” olmadıklarını tam tersi demokratik bir güç olarak kabul ettiğini açıkladı. Bununla yetinmeyen ABD, YPG’ye ağır silahlar ve mühimatler vererek örgüt mensuplarını eğitti ve donattı.PKK/YPG artık ABD ve Esat rejiminin kontrolü altında varlığını sürdürdü. ABD desteği ile Kürtler yeni bir generale kavuştu. Kod adı Şahin Cilo nam-ı diğer Mazlum Abdi.
Giderek güçlenen YPG, deyim yerindeyse politik anlamda kendinden geçti. Diğer Kürt parti ve oluşumları hedef aldı, kadrolarını göz altına alarak bölgesinde tutukladı. Suriye Kürt Ulusal Meclisi olan ENKS’nin onlarca kadrosu hala YGG’nin elinde olduğu belirtilmektedir. Kendilerine ‘ROJ Pêşmergeleri’ denilen binlerce pêşmerge ise Irak Kürt Bölgesel Yönetimine sürüldü deyim yerindeyse.
Manzaraya bakıldığı zaman Suriye’deki Kürtler bırakalım politik güç olmaları darmadağın bir halde bulunuyorlar.
Manzara bu halde iken Kürtler, Suriye’de yaşanan gelişmelerin ortaya çıkardığı fırsatları lehlerine kazanıma çevirebilecekler mi?
Bunun için…
Evet bunun için Kürtlerin birlik olmaları gerekmektedir. Birlik için de birbirlerinin politik anlayışlarına saygı duymaları gerekmektedir. Bunu için motor güç elbette PKK/YPG’dir. Kendilerinden farklı düşünün Kürt siyasal oluşum ve anlayışlarına karşı demokratik tutum ortaya koymaları Kürtlerin tamamının lehine olacaktır. Artık sekter politik anlayışlar ve dayatmacı yaklaşımları dünya kabul etmiyor. Bu anlayışın gün geçtikçe Kürler nezdinde itibarı da giderek aşınmaktadır.
Zaten oluşan Geçici Suriye Hükümeti de ordunun bünyesinde silahlı grupları istemediğini açıkça ortaya koymaktadır. Daha açık bir ifadeyle YPG’nin silahları ile şu anki bölgesinde otoritesini aynen devam ettiremeyeceği ortada. Eğer silahta inat edilirse YPG’nin sonu hüsran olabilir. Yok eğer…
Eğer silahta inat etmeseler Yeni Suriye’nin teşekkülünde bir şekilde yer almaları için ABD Trump Yönetimi politik bir çerçevenin bulunması için çaba harcayacağa benziyor. Böyle olması halinde şimdiden müzakerelerin başladığı söylentileri ortaya atılmaktadır.
Başa Dönecek Olursak…
Başa dönecek olursak Kürtlerin de politik kazanımlara kavuşmaları için Suriye coğrafyasında tarihsel bir kavşak oluşmuş durumda. Bu kavşakta Kürtler siyasal güçleri ile yer alırsa, bu durum, Türkiye’deki Kürtlerin siyasal durumunu da olumlu etkileyecek gibi. Ama bunun için PKK’nin silahlı mücadeleye ve tetiğe dayalı siyasi anlayışa son vermesi gerekmektedir. Atılması gereken bu hamle, PKK için elbette zor olacak ama nihayetinde siyaset yapmak için silahların kullanımı bir araçtır hem de geçici bir araçtır.
Bu doğrultuda Kürtler ya şartları kendi lehine çevirecek ve bu tarihsel imkanı kullanmış olacak ya da politik basiret göstermeyip olanakları çarçur etmiş olacak.
Ve son söz…PKK’nın silahlı mücadeleye son verme ilanı ve başka isimlerle politik arenada boy göstermek istemi MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin çağrısının bir testi olmayacak mı? Sizce…?
Saygıyla…
