Bugüne kadar Kürt sorununun çözümünün önünde en büyük engel MHP ve tabanı olarak görülüyordu. Hem Türk solu bu propagandayı sürekli canlı tutar hem bunun etkisinde kalan demokrasi ve siyasal özgürlükler adına mücadele eden Kürtler bu inançtaydı. Haksız da değillerdi ve dünden bugüne MHP’nin yaptığı geleneksel Türk devletinin korunması idi, bunun önünde duran birer engel idi ve aşılmalıydı şu veya bu şekilde. İttihat ve Terakki’den bu yana bu siyasi anlayış hep varola geldi ve yüzyıllık bir ömre sahip oldu.
Bahçeli’nin “Şayet terörist başının tecriti kaldırılırsa, gelsin DEM Parti grup toplantısında konuşsun, terörün bittiğini, örgütün lağvedildiğini ilan etsin. Ne Kandil, ne Edirne; adres İmralı’dan DEM’e uzansın, terör sorunu ülke gündeminden tamamen çıkarılsın. Hodri meydan, buna varız.” Ve arkasında ‘Sözlerimin arkasındayım’ Şeklindeki açıklamalarına taktik midir zayıf siyasi irade göstergesi midir, bunun netleşmesini zaman gösterecek, ama DEM cephesi bugüne kadar ciddi bir karşılık vermiş değildir.
Bedel Ödemekten mi korkuluyor?!
Her ne kadar DEM tarafı ‘Barış için uzatılan her ele karşılık veririz’ şeklindeki zayıf çıkışları kamuoyunun gündemine bile oturmadı. Neyse… nihayet DEM Adalet Bakanlığına resmi başvuruda bulundu, İmralı’ya bir heyet gidip görüşecek. Öcalan heyete dese ki, ‘Silahlı mücadeleyi bitiriyoruz hatta örgütün varlığının bile gereği kalmamıştır. Amaç siyasi mücadeleydi, işte yaratılan birikimimiz üzerine DEM mecliste ve siyaset yapıyor, kapılar da ardına kadar açık” biçiminde bir açıklama yaparsa ne olur? Ya Öcalan’ın dediği olur ya da Kandil kabul etmez. Arada DEM kalır. DEM Öcalan’dan yana mı tavır alır siyaset yapar yoksa Kandil’den yana mı tavır silahlı mücadeleyi destekler.
Zorda kalacak olan DEM olur. Bu durumda şu seçenek de olabilir: DEM parçalanır, Öcalancı ve Kandilci olmak üzere ikiye ayrılabilir. Taban kimi destekler, net olarak belli olmamakla beraber, seçmenin siyasetten yana tercihini ortaya koyacağını öngörüyoruz. Zira halk çok bitkin ve çektiği acıya ‘DUR’ diyeceğini hissetmek mümkündür.
CHP, bu Tavrıyla Şimdiden Kaybetti
Ezber bozan bu siyasi çıkışlara karşı zor durumda kalan CHP ve geleneksel devletçi anlayışı olacak gibi. Bahçeli’nin ilk çıkışının hemen ardında CHP Genel Başkanı Özgür Özel şöyle demişti:
“Öyle sadece bir kişinin meclise gelerek konuşması sorunu çözmez. BU sorunun çözüm yeri meclistir. Bütün siyasi partilerin katılacağı geniş tabanlı toplantılarda sorunun etraflıca tartışılması ve bunun sonucunda çözümün bulunması gerekiyor”
Her taraf Kürt sorununun çözümüne kendi metodunu dayatıyor. Özel’in metodu kendi mantığı içerisinde doğru olsa bile Abdullah Öcalan her hangi bir kişi değildir. O, PKK’nin kurucusudur ve bu sıfatla da İmralı’da yargılanmıştır. Meclise gelip DEM grubunda konuşması katalizör gibi siyaseten durumun netleşmesine yol açacaktır.
İster Öcalan mecliste konuşsun ister Özgür Özel’in dediği gibi geniş tabanlı bir zemin üzerinde çözüm yöntemi aransın, bulunsun sonuçta cumhuriyetle yaşıt olan bu sorununun çözüm sürecine toplum bir şekilde dahil olacaktır. Bunun adı da geniş toplumsal taban değil midir?
Özgür Özel’in son çıkışı ürküttü. “Biz şehit ve gazileri karşısına alacak hiçbir oluşumun içinde olmayız” demesi ‘CHP acaba gerçek niyetini mi gösterdi?’ şeklinde bir sorunun ortaya çıkmasına neden oldu. Şehit ve gazilere ‘SON CHP’ ne zaman değer verdi, ilgi gösterdi?
Özgür Özel iyi niyetli ise Bahçeli açıklamaları ile başlanan sürece katkı yapmalı daha ileri açıklamalar yapmalıydı. Cumhur İttifakı ile oluşabilecek bir süreç CHP’yi korku sarmış gibi. Bu ‘DEM’i Kaybetme’ sendromuna dönüşürse CHP’yi sıkıntıya sokacak bir siyasi süreç bekliyor. Bunu hisseden CHP diğer taraftan hazırlık yapmaya başladı gibi görünüyor. Şehit gazi söylemini ortaya atan Özgür Özel belki de ‘Dervişoğlulu-Ümit Özdağlı’ bir ittifakının temelini atmışa benziyor. Eğer bu doğru çıkarsa Türk siyasi tarihinde CHP önderlikli bir MC ‘Milliyetçi Cephe’ süreci başlatılmış olur. Ne diyorsunuz, ‘Tarih tekerrürden ibaretti2’ savı bir daha gerçekleşmiş olur mu?
Saygıyla…
