Evet işte binbir emekle Lokman Ablay hocanın o keyifli yazısı:
Her yıl YKS sonuçları açıklandıktan sonra benzer tartışmalar başlar. “Sınav kolay mıydı?”, “Zor muydu?”, “Başarı neden arttı?” Sosyal medyada herkes kendi penceresinden bir değerlendirme yapar. Ancak ben, rakamların biraz daha derinine bakmayı tercih ediyorum. Çünkü bazen istatistikler, ilk bakışta gördüğümüzden çok daha farklı şeyler anlatır.
Bu yıl da tam olarak böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.
İlk dikkat çeken nokta, 400 ve 480 üzeri puan alan öğrenci sayısındaki ciddi artış. Doğal olarak birçok kişi bunu “Öğrenciler bu yıl daha başarılı oldu.” şeklinde yorumladı. Oysa bence bu değerlendirme tek başına gerçeği yansıtmıyor.
Çünkü madalyonun diğer yüzüne baktığımızda farklı bir tablo görüyoruz.
TYT’de matematik ortalaması yaklaşık 7 net, fen yaklaşık 4 net, Türkçe ise 20 net civarında. Yani yıllardır konuştuğumuz temel sorun hâlâ yerinde duruyor. Matematikte ve fen bilimlerinde ülke olarak istediğimiz seviyeye ulaşabilmiş değiliz. Eğer genel başarı gerçekten bu kadar yükselmiş olsaydı, bunun ilk yansımasını ortalama netlerde görmemiz gerekirdi.
Bana göre bu yılın en belirleyici noktası TYT ile AYT arasındaki dengeydi.
TYT, özellikle matematik ve zaman yönetimi açısından öğrencileri ciddi anlamda zorladı. Buna karşılık AYT geçen yıla göre daha ulaşılabilir bir sınavdı. Sonuç olarak üst başarı grubunda büyük bir yığılma oluştu.
Bunu rakamlar çok net ortaya koyuyor.
Geçen yıl TYT’de 430,9 puan yaklaşık 12 bin 800’üncü sıraya karşılık gelirken, bu yıl aynı puan yaklaşık 25 bin 286’ncı sıraya denk geliyor. Sayısalda 458,5 puan geçen yıl 5 bin 143’üncü sırayı getirirken, bu yıl aynı puan ancak 9 bin 630’uncu sıraya ulaşabiliyor. Eşit ağırlıkta ise 358,3 puan geçen yıl yaklaşık 16 bin 958’inci sıraya karşılık gelirken, bu yıl aynı puan 25 bin 315’inci sıraya geriliyor.
Yani artık aynı puan, aynı sıralamayı getirmiyor.
Bence bu yılın en önemli mesajı da tam olarak burada.
Eskiden birkaç net sizi birkaç yüz kişi oynatırken, bugün bir ya da iki net binlerce kişilik sıralama değişikliğine neden olabiliyor. Hatta bazı bölümlerde tek bir doğru ya da tek bir yanlış bile öğrencinin geleceğini değiştirebilecek kadar büyük sonuçlar doğurabiliyor.
Bu nedenle artık sadece puan konuşmanın hiçbir anlamı kalmadı. Bundan sonra hem tercih yaparken hem de sınava hazırlanırken öğrencilerin odaklanması gereken asıl veri başarı sıralaması ve net analizidir.
Fakat burada dikkatimi çeken başka bir konu daha var.
Son yıllarda çok sık şu cümleyi duyuyorum:
“Ben evde çalışırım. Kütüphaneye giderim. Herhangi bir kursa ya da eğitim ortamına ihtiyacım yok.”
Elbette bu mümkün. Hatta bunu başaran öğrenciler de var. Ama çoğu zaman görünen tabloyla gerçekte yaşanan süreç birbirinden çok farklı oluyor.
Çünkü tek başına hazırlanan öğrencilerin önemli bir kısmı aynı hatalara düşüyor.
Düzenli bir çalışma sistemi oluşturamıyor. Sevmediği konuları sürekli erteliyor. Seviyesine uygun kaynak seçemediği için zamanını yanlış kitaplarla harcıyor. Türkiye geneli denemelere yeterince katılmadığı için gerçek sıralamasını göremiyor. Çözemediği sorular birikiyor. Bir süre sonra da motivasyonu düşüyor ve yalnız çalışmanın getirdiği psikolojik yükün altında ezilmeye başlıyor.
Aslında bunların hiçbiri çözülemeyecek problemler değil.
Ama bunun için güçlü bir plan, düzenli takip ve dışarıdan objektif bir göz gerekiyor. Haftalık hedefler belirlemek, düzenli denemelerle gelişimi ölçmek, yapılamayan soruların mutlaka analizini yapmak ve çalışma süresinden çok çalışma kalitesine odaklanmak artık her zamankinden daha önemli.
Ben yaklaşık yirmi yıldır binlerce öğrencinin bu yolculuğuna tanıklık ediyorum. Her yıl farklı sınavlar görüyoruz, farklı soru tarzlarıyla karşılaşıyoruz ama değişmeyen bir gerçek var.
Başarıyı belirleyen sadece öğrencinin bilgi düzeyi olmuyor.
Kimi öğrenci çok iyi bildiği halde sınav anını yönetemediği için hedefinin gerisinde kalıyor. Kimi öğrenci eksiklerini zamanında fark edemediği için aylarca aynı yanlışları tekrar ediyor. Kimi ise doğru planlama ve doğru rehberlikle, başlangıçta kendisinden çok daha önde görünen öğrencileri geride bırakabiliyor.
İşte bu yüzden ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum:
Bu sınav artık bilgi yarışından çok süreç yönetimi yarışına dönüştü.
Bilgiyi doğru zamanda kullanan, eksiklerini erken fark eden, deneme analizlerini ciddiye alan, psikolojisini koruyan ve planına sadık kalan öğrenciler hedeflerine ulaşıyor.
2026 YKS sonuçları bana göre bunu bir kez daha ispatladı.
Artık başarıyı belirleyen şey sadece ne kadar çalıştığınız değil; nasıl çalıştığınız, kimlerle yürüdüğünüz ve süreci ne kadar doğru yönettiğinizdir.
Çünkü sınav günü alınan sonuç, aslında o günün değil; aylar boyunca verilen doğru ya da yanlış kararların toplamıdır.
Benim bütün öğrencilere tavsiyem şu: Hiç kimse sadece geçen yılın puanına bakarak kendini değerlendirmesin. Kendi gelişimini takip etsin, eksiklerini dürüstçe analiz etsin ve mutlaka kendisine dışarıdan objektif bakabilecek bir rehber edinsin. Çünkü bazen tek bir doğru yönlendirme, binlerce kişilik sıralama farkı oluşturabiliyor.
Ve unutmayalım…
YKS, sadece bilgiyi ölçen bir sınav değildir. Aynı zamanda planlamayı, disiplini, sabrı ve doğru rehberliği ölçen uzun bir maratondur. Bu maratonu kazananlar, en çok çalışanlar değil; en doğru çalışanlardır.
Lokman Ablay
