Burada önemli bir noktayı hatırlamak gerekir: Oruç sadece aç kalmak değildir. Asıl amacı insanı arındırmak, nefsini terbiye etmek, sabrı ve şükrü öğretmektir. Açlığın ne demek olduğunu bedende hissettirmek; yoksulu anlamayı, nimetin kıymetini bilmeyi ve fazlalıklarımızı fark etmeyi sağlamaktır. Yani oruç, mideyi boş bırakırken kalbi doldurmayı hedefler. Ancak biz çoğu zaman meseleyi sadece “aç kalmak” üzerinden okuruz.
Günlük hayatımıza baktığımızda şunu görürüz: Çoğu zaman karnımız acıktığı için değil, içimiz daraldığı için yeriz. Canımız sıkıldığında mutfağa gideriz, yalnız hissettiğimizde dolabı açarız, anlaşılmadığımızda tatlıya sarılırız. Yorgun olduğumuzda kahveye değil, teselliye ihtiyaç duyarız ama bunu ayırt edemeyiz. Duygusal açlık sessizdir ama yoğundur. Mide kazınması gibi değildir; daha çok içte bir boşluk gibi gelir. Bir eksiklik hissi… Bir türlü tamamlanamayan bir cümle gibi.
Psikolojide “duygusal yeme” dediğimiz bir durum vardır. Bedenin ihtiyacı olmadığı halde, sanki ihtiyaç varmış gibi hissettiren bir dürtü. Aslında aradığımız şey bir dilim ekmek değil; bir cümledir çoğu zaman: “Anlıyorum seni.” “Yanındayım.” “Yetersiz değilsin.” Oruç burada bir aynaya dönüşür. Gün içinde eliniz otomatik olarak mutfağa gittiğinde bir an durursunuz ve “Gerçekten aç mıyım?” diye sorarsınız. Bazen fark edersiniz ki mideniz değil, kalbiniz bir şeye açtır: Görülmeye, duyulmaya, değerli hissetmeye…
Sevgili okurlar, oruç bir dayanıklılık testi değildir; bir farkındalık çağrısıdır. İftar saatini beklersiniz, yemek gelir ve geçer. İçteki eksiklik geçmiyorsa mesele mide değildir. Mide doyar; kalp doymuyorsa orada başka bir ihtiyaç vardır. Kalbin açlığını hiçbir sofra tek başına doyuramaz. Oruç bize şunu öğretir: Gerçek açlık sabırla diner ama duygusal açlık ertelendikçe büyür. Bu yüzden bazı insanlar iftarda çok yer ama hâlâ “Doymadım” der. O cümle bazen yıllardır biriken görülmeme hissinin cümlesidir.
Orucun en derin tarafı, bizi yoksunlukla değil farkındalıkla tanıştırmasıdır. Gün içinde kendinize şu soruyu sormayı deneyin: “Şu an gerçekten neye açım?” Bir lokmaya mı, yoksa bir değere mi? Bir güvene mi, bir şefkate mi? Çoğu zaman açlık sandığımız şey; görülme, anlaşılma ve sevilme ihtiyacıdır. Oruç aç bırakmaz. Aç bırakan; ertelenmiş duygular, konuşulmamış kırgınlıklar ve bastırılmış ihtiyaçlardır.
Bu Ramazan sofralarımız kadar kalbimizi de doyurmayı öğrenebiliriz. Sadece midemizi değil, niyetimizi de temizleyebiliriz. Biraz daha yavaşlayabilir, biraz daha hissedebilir, biraz daha kendimize dürüst olabiliriz. Çünkü insanı en çok yoran şey açlık değil, adını koyamadığı eksikliktir.
Ve bazı açlıklar suyla değil, şefkatle diner.
