Türkiye’de siyasetin dilinin sert olması her zaman eleştiri konusu olmuştur. Elbette siyasetin dilini sertleştirenler, ülkenin tamamını veya bekasını tehdit eden sorunlara olan yaklaşımlarını baz alarak yapmaktadır. Gerek iktidar gerekse muhalefet partileri Türkiye’de bunu dünden bugüne yaparak siyasi tarihte yerlerini almışlardır.
Esasen politik dilin sert olmasını etkileyen faktörlerin başında Türkiye’de siyasal partilerin temsil ettikleri davalardan dolayı aldıkları konumlar olmuşlardır. Sözgelimi Ülkücü, Milli Görüş, Laik-Sekiler, Kürtlerin Milli davalarını temsil iddiasında olan politik aktörler siyasal dilini politik konjonktüre göre sertleştirmektedir.
Türkiye’nin son çeyrek asrında yukarıda belirttiğimiz çerçevede siyaset dili oldukça sertleşmişe tanıklık ettik halk olarak. Fakat son süreçte ana muhalefet partisi olan CHP’nin genel başkanlık koltuğuna oturan Özgür Özel ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında gerçekleşen görüşme sonrasında başlayan yumuşama havasına da şahitlik yaptık. Herkes bunun kalıcı olmasını beklerken siyasetin bazı ‘dinamikleri’ yine hortladı ve yumuşama ortamı kayboldu hali hazırda.
Türkiye’de siyaset dilinin sert olduğu başka bir alan da ve de en etkili olanı, iktidar kim olursa olsun, devleti yöneten parti veya partiler ile Kürt davasını temsil ettiğini savlayan partiler arasında vuku bulmuştur. Kürtleri temsil ettikleri düşünenler dünden bugüne bunun baş müsebbibini MHP’yi gördü, gösterdi. Bu çerçevede Kürtlerin hep bir MHP algısı olageldi.
Fakat MHP Lideri Devlet Bahçeli son dönem gerçekleştirdiği hamlelerle bu algının yersiz olduğunu önemli oranda sarstı ancak Kürt siyasal aktörleri bu çıkışlara hali hazırda temkinli yaklaşımını sürdürmektedir. Sayın Bahçeli “İmralı’daki Terörist başı gelsin mecliste DEM’in grubunda konuşsun, PKK’yi lağvettiğini açıklasın, zaten devlete hizmet etmek istediğini Türkiye’ye getirildiği uçakta açıklamıştı” şeklinde konuşmuştu.
Devlet Bahçeli’nin bu çıkışı karşısında birçok çevre adeta şaşkına döndü. Bahçeli, daha sonra meclis grubunda yaptığı konuşmalarda sözünün arkasında olduğunu defalarca açıkladı.
Bu arada DEM Parti, İmralı’ya gitmek ve Abdullah Öcalan ile konuyu görüşmek üzere Adalet Bakanlığına resmi başvuruda bulundu. Biraz uzun sürdü ancak DEM Heyetine İmralı’ya gitme izni çıktı. Heyette Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan yer aldı. Görüşme (28 Aralık’ta görüşme yapılmıştı) sonrasında heyet Öcalan’ın yedi maddeden oluşan, adeta bir bildirgeyi andıran, siyasal taleplerini kamuoyuna açıkladı.
Sürecin sağlıklı işlemesi için başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere bütün siyasi ve sivil çevreler, görüşmelerin bütün siyasi partileri kapsaması ve şeffaf olmasını talep etti. DEM’in yaptığı görüşmelere bakılırsa bu noktada bir uzlaşmanın sağlandığı ileri sürebiliriz. Bu arada İmralı Heyetine deneyimli siyasetçi, bizce talep üzerine, Ahmet Türk de dahil edildi ve bundan böyle Sırrı Süreyya Önder’in açıkladığı gibi “Ahmet Abi, İmralı’ya da gidecek”.
İmralı Heyeti, Güven Testi de Yapıyor
İmralı Heyeti (DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve yerine kayyum atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ten oluşmaktadır) bugüne kadar Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, parlamentoda gerubu bulunan siyasi partiler olan AK Parti, CHP, MHP, Yeniden Refah Partisi ile görüşürken Büyük Birlik Partisi (BBP) işi şarta bağladı, İYİ Parti ise heyete kapılarını tamamen kapattı. Bu şekilde İmralı Heyetinin siyasi partiler turu sona ermiş oldu. Şimdilerde HDP’nin eski eşbaşkanları olan Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile de görüşecek. Ayrıca heyetin bir çok Kürt siyasetçiyi ve Türk solundan bazı isimleri de bilgilendireceği belirtilmektedir.
Heyet, her görüşme sonrasında “Umutluyuz” açıklamasında bulunurken sürecin akamete uğramaması adına da tabiri caizse ketum davranmaya özen göstermektedir.
Kolay değil, asırlık bir sorun olan ve Türkiye’de on binlerce canın kaybına milyonlarca dolardan oluşan ekonomik bir servetin heba olmasına neden olan Kürt sorunun tarafları arasında barışı tesis etmek…
Daha önce de bazı zamanlarda barış için girişimlerde bulunuldu. Örneğin son olarak 2013-14’lerde mevcut iktidarın kapsamlı girişimi oldu ancak süreç akamete uğradı. O zaman Ortadoğu’daki dengeler ile Türkiye’deki siyasi iklim ve Kürt tarafının bazı kritik noktalarda inadı akametin nedenleri olarak gösterilmişti.
Şimdiki heyet hemen her görüşme sonrasında “UMUT”tan söz etmesi, halkı da olumlu etkiliyor. Öyle anlaşılıyor ki heyet tüm bu görüşmelerden bir rapor çıkaracak ve bu raporun temeli politik güven olacaktır. Kuşkusuz heyetin raporda işleyeceği güven içerikli bilgiler Kandil ile de paylaşılacak. Çünkü liderleri Abdullah Öcalan bu ayın sonuna doğru yazılı bir açıklama ile ‘silahları bırakın’ çağrısında bulunacağı tahmin ediliyor. Kandil’in sürece güven duyup duymayacağı kendilerine iletilecek olan heyetin raporuna bağlı olacak.
Eğer Kandil “Ben güven duymuyorum ve silah bırakmıyorum” derse ne olacak? Bu noktada Kürt siyasetini temsil ettiklerini iddia edenlerin tarafında bir zelzele olacağını tahmin etmek zor değil. Ancak biz, Kandil’in bunu demeyeceğini düşünüyoruz, zira hem Ortadoğu’da hem Türkiye’de siyasi koşullar dünkü gibi değil. Kandil’in de bunu okuduğunu düşünüyoruz.
Silahsızlanma çağrısı karşılık bulursa elbette bir PKK devri sona ermiş olacak. Bu bitimden sonra ise devir barış ve siyaset devri olsun. Yüzyıl Türkiye’nin tamamının olsun.
Saygıyla…
