Geleneklerimiz, köklerimizin derinliğine uzanan, bizi biz yapan değerlerimizdir. Ancak zamanın akışı içinde bazıları unutulmaya yüz tutar.
Savur’un eşsiz dokusunda, Hristiyanlık ve İslam’ın yüzyıllardır iç içe geçtiği, birbirini zenginleştirdiği bir tablo vardır. Bu tablonun en güzel örneklerinden biri de Sittîl-i Meryem ve oğlu Şeyh Muhammed’in hikayesidir.
Efsaneye göre, Hristiyan inancına mensup olan Meryem Annenin altı çocuğundan biri olan Şeyh Muhammed, Müslüman olmuş ve bölgede yaşanan savaşta yaralanarak Şeyh Muhammed Dağı’na sığınmıştır. Ruhu, o zamandan beri dağda yaşayanlara rehberlik eder; her Perşembe gün batımında mumların aleviyle kendini gösterir.
Bu eşsiz geleneği yeniden canlandırmak hepimizin asli görevi olmalı.
Şeyh Muhammed Dağı, sadece bir coğrafi nokta değil, aynı zamanda yüreklerimizin birleştiği, umutlarımızın yeşerdiği kutsal bir mekandır. Bu dağa çıkmak, sadece bir geleneği yaşatmak değil, aynı zamanda insanlığın ortak değerlerine olan inancımızı tazelemektir.
Savur halkı, yıllar boyunca bu dağa çıkıp, farklı dinlere mensup olsalar da aynı gökyüzüne bakarak dualar ederlerdi. Aşkın, umudun ve birliğin sembolü olan bu gelenek, ne yazık ki zamanla unutulmaya yüz tutmuştur.
Özellikle bu dağın en önemli özelliği, sevenlerin birbirini görmesi ve birbirlerine kavuşması açısından önemli bir yer tutmasıdır. Sevenlerin dualarının kabul gördüğüne ve birbirlerine mum yakma ve duadan sonra kavuşacaklarına inanılırdı. Bu nedenle dağ, “aşk dağı” ve “sevgi dağı” olarakta anılırdı.
Bu geleneği tekrar yaşatmak için haydi Savur, Şeyh Muhammed Dağı’na çıkalım! Alevlerin dansında birleşelim, dualarımızda buluşalım. Unutmayalım ki, farklılıklarımız bizi zenginleştirir, birbirimize olan saygımız ise geleceğimize ışık tutar.
Haber Bülteni
