Akkoyun, “Eğitimi ve ahlakı ihmal eden toplumlar, bir süre sonra liyakatsizliğin, yolsuzluğun ve adaletsizliğin bedelini hep birlikte öder.” ifadelerini kullandı.
Bir ülkenin geleceğinin yalnızca ekonomik göstergelerle değerlendirilemeyeceğini belirten Eğitimci Ali Akkoyun, toplumların gerçek gücünün eğitim sistemi, adalet anlayışı ve ortak ahlaki değerler üzerinde yükseldiğini ifade etti.
Akkoyun, toplumsal bozulmanın çoğu zaman ani bir şekilde ortaya çıkmadığını; doğru ile yanlış, hak ile çıkar ve liyakat ile sadakat arasındaki sınırların giderek belirsizleşmesiyle başladığını vurguladı.
“Diplomalı İnsan Yetiştirmek Yeterli Değildir”
Eğitimin yalnızca sınav başarısı sağlayan, meslek kazandıran veya diploma üreten bir yapı olarak görülmesinin önemli bir eksiklik olduğunu belirten Akkoyun, şu değerlendirmede bulundu:
“Bir eğitim sistemi öğrencilere matematik, fizik ve tarih gibi alanlarda bilgi kazandırırken; aynı zamanda adalet, dürüstlük, vicdan, sorumluluk ve başkalarının hakkına saygı gibi değerleri de kazandıramıyorsa görevini eksik yerine getiriyor demektir. Çünkü bilgi insanı güçlü kılar; bu gücün nasıl kullanılacağını ise ahlak belirler.”
“Liyakat Zayıfladığında Kayırmacılık Sistemleşir”
Toplumdaki ahlaki aşınmanın zamanla kamu yönetimine ve siyasete de yansıdığını ifade eden Akkoyun, liyakatin geri plana itilmesinin yalnızca bireysel bir adaletsizlik olmadığını, devletin ve toplumun geleceğini doğrudan etkileyen yapısal bir sorun olduğunu söyledi.
Akkoyun, “Bir ülkede insanlar çalışarak ve hak ederek değil; tanıdık, yakınlık, siyasi ya da kişisel bağlantılar üzerinden bir yerlere gelinebildiğine inanmaya başlarsa, yalnızca liyakat sistemi değil, adalete olan toplumsal güven de ciddi şekilde zedelenir.” dedi.
Bu sürecin zamanla daha ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Akkoyun, şu zincire işaret etti:
Ahlak zayıfladığında çıkar normalleşir.
Liyakat değersizleştiğinde kayırmacılık güç kazanır.
Adalet zedelendiğinde güven kaybolur.
Hesap verebilirlik ortadan kalktığında yolsuzluk cesaret bulur.
Rüşvet sıradanlaştığında ise hak eden değil, bedel ödeyen ilerler.
“Yanlış Siyasetin Bedelini Gelecek Nesiller de Öder”
Siyasetin toplumun ahlaki yapısından bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Akkoyun, siyaset kurumunun temel amacının bireysel veya grupsal çıkarlar değil, kamu yararı olması gerektiğini ifade etti.
Akkoyun, “Siyaset; liyakat, hukuk, adalet ve hesap verebilirlikten uzaklaştığında sorun yalnızca kötü yönetimle sınırlı kalmaz. Çünkü yanlış yönetim anlayışı zamanla topluma da sirayet eder. İnsanlar dürüstlüğün değil fırsatçılığın, emeğin değil bağlantının, liyakatin değil yakınlığın kazandırdığına inanmaya başladığında, yozlaşma bireysel bir sorun olmaktan çıkarak toplumsal bir kültüre dönüşür.” dedi.
“İyilerin Sessizliği, Yanlışa Alan Açar”
Akkoyun, eğitimli, ahlaklı ve liyakat sahibi bireylerin toplumsal sorunlar karşısında geri çekilmesinin önemli bir risk oluşturduğunu belirterek, “İyi insanların yalnızca kendi alanlarına çekilip yanlışlar karşısında sessiz kalması, kötülüğü ortadan kaldırmaz; aksine onun hareket alanını genişletir.” değerlendirmesinde bulundu.
Toplumun geleceği açısından sorumluluk sahibi bireylerin konuşması, sorgulaması ve hukuki sınırlar içinde yanlışlara karşı durması gerektiğini vurgulayan Akkoyun, özellikle genç nesillerin gözünde dürüstlüğün “saflık”, ahlakın “zayıflık”, fırsatçılığın ise “başarı” olarak sunulmasının son derece tehlikeli olduğunu ifade etti.
“Asıl Mesele Kişiler Değil, Zihniyettir”
Sorunların yalnızca yöneticilerin veya siyasi aktörlerin değişmesiyle çözülemeyeceğini vurgulayan Akkoyun, kalıcı bir toplumsal dönüşüm için eğitimden aile yapısına, siyasetten kamu yönetimine kadar tüm alanlarda ortak bir değer sistemine ihtiyaç olduğunu belirtti.
Akkoyun sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Bir ülkeyi gerçek anlamda ayağa kaldıracak değişim yalnızca iktidarların veya yöneticilerin değişmesi değildir. Asıl değişmesi gereken; haksızlığı normalleştiren, liyakatsizliği kabullenen, çıkar uğruna susan ve yanlış karşısında ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışına teslim olan zihniyettir.
Sağlam bir devletin temeli yalnızca güçlü ekonomi değil, adalettir.
Güçlü bir toplumun temeli yalnızca servet değil, ahlaktır.
Nitelikli bir geleceğin temeli ise yalnızca diploma değil; özgür düşünebilen, vicdan sahibi ve ahlaklı bireyler yetiştiren bir eğitim sistemidir.
Unutulmamalıdır ki eğitimi, ahlakı, adaleti ve liyakati ihmal eden bir toplum; er ya da geç yolsuzluğun, rüşvetin, kayırmacılığın ve adaletsizliğin bedelini hep birlikte öder.”
Eğitimci Ali Akkoyun
